Mustafa Tatcı bu kitapta Hacı Bayram-ı Velî'nin hayatını ana kaynaklardan hareketle ortaya koyuyor; onun elimize ulaşan beş şiirini ve ebadı küçük olmakla beraber manâsı çok derin olan risâlesini okuyucuya sunuyor...

Hacı Bayram-ı Veli:

Ahmet Yesevî, İbrahim Zahid-i Geylânî, Yunus Emre ve Somuncu Baba gibi erenlerin izine basarak asırların içinden çıkagelmiş bir erendi o.

Peygamber Efendimizin mayasıyla mayalanan gönlü, onun sevgisinin ve sırrının mahzeni idi.

Bir gizli hazine idi o!

Dertlilerin dermanı, gönül hastalarının şifâ kaynağı, fütüvvet ehlinin önderi idi o.

Soru ve sorunlarla bocalayan insanlara asırlar ötesinden Bilmek istersen seni/Cân içre ara cânı/Geç cânından bul anı/Sen seni bil sen seni diyerek hakikatin adresini veren bir rehber idi o.

Bir ulu âşık ve ârif, Hz. Peygamber'in manevî vârisi bir pîr idi o. İstanbul'un fethini müjdeleyen bir kâmil idi o...

Devamı
Format :Kitap
Barkod :9786057670250
Yayın Tarihi :2020-11-17
Yayın Dili :Türkçe
Baskı Sayısı :1.Baskı
Sayfa Sayısı :80
Kapak :Karton
Kağıt :Kitap kağıdı
Boyut :160 X 210
Emeği Geçenler :
Yazar   : Mustafa Tatcı

ruhunakitap.blogspot.com'dan:

Gönül, sınırlardan münezzeh bir ülkedir; adaletle yargılanır, merhametle hükmedilir, rahmetle yönetilir. İnsan doğar doğmaz bir ülkenin vatandaşı olur. Gönül de kirinden, pasından temizlenip manevi doğumunu gerçekleştirdiği zaman gönül ülkesinin bir ferdi olur. Gönül ülkesinin padişahları, zamanının kutupları olan kâmil mürşitlerdir. Onların hükümleri gönül ehli olanlar içindir. Bu gönül padişahlarından biri de Hacı Bayram-ı Velî’dir. Anadolu’nun Moğol yıkımını yeni yeni atlatmaya başladığı bir döneme denk gelir onun hayatı. Bu nedenle Osmanlı padişahları Anadolu’nun maddi imarını sağlarken gönül padişahı Hacı Bayram-ı Velî ve dönemin gönül erleri de manevi imarı için çalışmışlardır. Nitekim 2. Murad Han ile yaptıkları bir sohbette İstanbul’un fethinin kendi öğrencisi Akşemseddin ve genç Mehmet’e (Fatih Sultan Mehmet) nasip olacağını bildirmişlerdir.

Gönül, bir çıra misali kibritini bekler. Hacı Bayram-ı Velî de Somuncu Baba ile tanışmasından sonra gönül çırasını tutuşturmuş ve ondan sonra nice karanlık gönle ışık olmuştur. Hakikatin insanın gönlünde olduğunu asırlar öncesinden: “Bilmek istersen seni / Cân içre ara cânı / Geç cânından bul anı / Sen seni bil seni” diyerek müjdelemiştir. İnsanlık tarihinin en eski problemidir kendini bilmek ve özellikle filozoflar bu konuda binlerce yıldır fikirler ortaya atmıştır. Tasavvuf, insanın ne olduğu ve neden var olduğu sorularının cevabını gönülde aramış ve gönülde bulmuştur. Bu arayışın esas kaynağı ise yüce Kur’an’dır. Cenab-ı Hakk, Hud suresinde: "İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar." buyuruyor. İnanmak, iman etmek ve bağlanmak gönül işidir ve akılla izah edilebilir bir yanı yoktur. Bu nedenle temiz bir gönül, tasavvufun ilk şartıdır.

Mustafa Tatcı, Bir Ulu Pir Hacı Bayram-ı Velî adlı kitabında Hacı Bayram-ı Velî’nin Anadolu’nun manevi inşasındaki rolünü gözler önüne seriyor. Öncelikle Somuncu Baba’nın Hacı Bayram-ı Velî üzerindeki etkisine değiniyor Mustafa Tatcı. Henüz ismi Numan iken ve Yıldırım Bayezid'in derbanlığını (kapıcıbaşılığını) yaparken Bursa’da Somuncu Baba’yla tanışır ve kendisinin dervişi olmayı ister. Dervişliğin ilk imtihanı samimiyet ve sabırdır. Her talip hemen kabul görmez, isteğinin geçici bir heves olup olmadığı ve isteğinde nefsinin de bir payı olup olmadığı anlaşılana kadar talip, dervişliğe kabul edilmez. Ayrıca bu iş nasip işidir. Yunus’un nasibi Hacı Bektâş-ı Velî’de olmadığı için bütün ısrarlar karşılıksız kaldığı gibi bütün dervişler nasibinin bulunduğu mürşidi arayıp bulmak zorundadır. Mustafa Tatcı bu konuyla ilgili olarak: “Hakikat yolunda davet yoktur. Teklif olsa da ısrar yoktur. Bu sebeple Numan’ın intisabı muhtemeldir ki böyle oldu. Ona ‘Sen benimle yapamazsın.’ dendi… O da ‘yaparım’ dedi ve yaptı…” diyerek Hacı Bayram-ı Velî’nin de bir samimiyet ve sabır testinden geçtiğini ifade ediyor.

Anadolu’da tasavvuf; tekke ve dergâhlarda hem eğitim hem de üretim faaliyetlerinin bir arada yürütülmesi yoluyla yaşamıştır. Her derviş, fıtratına uygun bir işte çalışarak hem topluma faydalı olmuş hem de nefis eğitimini tamamlamıştır. Tekke ve dergâhları miskinlik yuvası olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Kırk yıl boyunca odun taşıyan Koca Yunus, Ekmekçi Koca diye tanınan Somuncu Baba ve çiftçilikle uğraşan Hacı Bayram-ı Velî ve daha nice gönül sultanı buna örnektir. Mustafa Tatcı, Hacı Bayram-ı Velî’nin çiftçilikle uğraşmasını şu şekilde açıklıyor: “Somuncu Baba ekmekleriyle birlikte Numan’ı da pişirip Hacı Bayram-ı Velî olarak gönül fırınından çıkardı. Sonra da Ankara’ya yol gösterdi. Hacı Bayram-ı Velî Ankara’ya dönerken şeyhine bir meslek bilmediğini, ne iş yapması gerektiğini sorunca Somuncu Baba kendisine: Git ekin ek, burçak ek, diye cevap verdi.”

Boşuna dememiş erenler: “Derviş iş ile.” diye.

Hacı Bayram-ı Velî, Anadolu’nun gönül padişahıdır. Fetret Devri’nin ardından Anadolu’da siyasi birliği yeniden sağlayan Osmanlılar, Anadolu’ya daha tedirgin yaklaşmaya başlamıştır. Ankara’da on binlerce müridi bulunan Hacı Bayram-ı Velî de Osmanlı vezirlerinin dikkatini çekmiş ve padişahı bu konuda telkin etmişlerdir. Hacı Bayram-ı Velî’nin II. Murad'ın huzurunda söyledikleri tasavvuf ehlinin iktidarla olan münasebetini anlamak açısından çok önemlidir: “Pâdişâhım, bizim için adalet, meşveret ve ulu’l-emre itâat her şeyin önünde gelir. Bizden yana bir endişeniz olmasın. Biz dahi sultanımızın biz dahi Sultanımızın böyle düşündüğünden eminiz.” diyerek padişaha, vezirlerin olumsuz telkinlerine karşı güvence vermiştir. Sarayda gösterdiği kerametler sayesinde Hacı Bayram-ı Velî’nin manevi büyüklüğünü anlayan II. Murad, kendisine mürit olmak istediğinde ikinci bir ders vermiştir Hacı Bayram-ı Velî: “Devletin başı olan hükümdarların herhangi bir tarikata girmemesi ve hatta muhabbet dahi beslememesi gerekir. Sultanımızın hak ile ilgili kararlarında, adalet ve meşveret üzere hareket etmesi, dünya işlerini ahenkli bir şekilde ve dini ihmal etmeden yürütmesi bizim dahi niyazımızdır.” diyerek Peygamber Efendimizin (sav) “Bir saat adaletle hükmetmek bir sene ibadetten hayırlıdır.” hadisinin ehemmiyetini hatırlatmıştır. Daha sonrasında benzer bir konuşma Akşemseddin ve II. Mehmed arasında da cereyan edecektir.

Hacı Bayram-ı Velî, olgunluk yıllarını Ankara’da geçirmiş. Burada kendi adıyla anılan cami ve dergâhta insanların gönül eğitimiyle meşgul olmuş, zenginlerden toplanan sadakalarla halkın getirdiği hediyeleri ihtiyaç sahiplerine dağıtırken kendisi ekincilikle geçimini sağlamıştır. Halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören bir anlayışla insanların kendisinden istediklerini nefsini hesaba katmadan yerine getirmiştir. Hakk’a ulaşmak için halkın arasından çekilmeyi düşünmemiştir. Ekin tarlasında da Hak ve hakikatin bulunabileceğini telkin etmiş, nefsini bilip kendi düğümünü çözmüştür.

Zamanının kutbu olan bu gönül sultanından günümüze, bizim gönlümüzü ısıtan pek çok öğüt de kalmıştır: “Seni dünyaya ne çekiyorsa, sana Allah’ı unutturuyorsa orası senin yok olman için bir tuzaktır. Neresi seni Allah’a yöneltiyorsa, seni düşündürüyorsa orası cennete gitmen için bir duraktır.” Günümüz Müslümanlarının en büyük derdi gaflettir sanırım. İçine düştüğümüz gaflet denizinde doğruyu, yanlışı ayırt etmenin yolunu dahi bulamıyoruz. Bu gaflet denizinde bir can simidi gibi tutunabileceğimiz bir öğüttür bu.

Hacı Bayram-ı Velî’den günümüz yöneticilerine de bir öğüt var: “İlimde, hukuki meselelerde size teklif edilecek işlerden ancak kendinize uygun olanları kabul edin ki sonuçta başka bir görüşü savunmak zorunda kalmayasınız.” İnsanın kendini bilip kendine uygun olmayan makam ve mevkileri kabul etmemesi işin ehline verilmesi ve makamın ağırlığı altında ezilmemek için de önemlidir. Liyakat, İslam dininin en hassas olduğu konulardan biridir ve pek çok devletin yıkılışında liyakatsiz kişilerin makam ve mevkileri işgal etmesi başrol oynamıştır.

Vahdet-i Vücûd Risâlesi'nde şunları söylüyor Hacı Bayram-ı Velî: “İşte, ona yani bir kâmil insana ulaşan kişi Hakk’a vasıldır. Onu müşâhede eden Hakk’ı müşâhede eder. Ona mutî olan Hakk’a mutî olur. Onun merdûdu olan Hakk’ın merdûdudur. Ona münkir olan Hakk’ı münkirdir. Onun makbulü olan Hakk’ın makbûludur. Ona hâin olan Hakk’a hâin olur. Ona ezâ eden Hakk’a ezâ ve ccefâ eder. Zirâ insân-ı kâmilin zâtı, Zât-Hakk’ın aynasıdır ve zât-ı Hak onun üzerine bütün yönleriyle vech-i küllî ve icmâlî ile) mütecellîdir ve onunla zâhirdir. İnsan-ı kâmilin ilmi de Hakk’ın ilminin aynasıdır. Hiç şüphesiz zâtı Hakk’ın zâtı ve vücudu Hakk’ın vücudu ve ilmi Hakk’ın ilmidir (…) Bu düşünce vahdet değildir. Sonra insan-ı kâmil huûl ve ittihaddan yani Hak vücudunun insan-ı kâmile girmesi veya Hakk’ın onun vücuduyla birleşmesi gibi vahdete aykırı düşüncelerden de berîdir. Belki kâmilin yoklukta olan değişmez hakîkatinin aynasında kemâliyle Hakk’ın zuhurudur.” Bu ifadeler, vahdet-i vücut anlayışındaki inceliği açıklamak itibariyle oldukça önemlidir. Kaldı ki böylesi hakikatlerin akıl yoluyla değil kalp yoluyla idrak edilebileceği unutulmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, Anadolu’nun gönül başkenti olan Hacı Bayram-ı Velî Camii’ne ve dergâhına da ev sahipliği yapar. Türkiye’nin Ankara’dan idare edilmesi gibi gönül coğrafyamız da Hacı Bayram-ı Velî’nin maneviyatından hâlâ feyz almaya devam etmektedir.

Erhan Çamurcu

2020-12-05

YAHU BÖYLE Mİ SADE, BÖYLE Mİ TATLI ANLATILIR HACI BAYRAM-I VELİ... NE GÜZELDİ OKUMAK.

Yazarın Diğer Eserleri
İlgili Eserler